19 Nisan 2011 Salı

of.

geleceğim, bekle dedi, gitti
ben beklemedim,
o da gelmedi
ölüm gibi bir sey oldu.
ama kimse ölmedi

özdemir asaf


17 Nisan 2011 Pazar

without you

ve bir ayrılıkla daha karşınızdayız..

üstelik bu sefer ben ayrılmadım. benden daha cesaretli çıkıp o benden ayrıldı.
3 gündür elime geçen, yakınıma gelen her şeyi içiyorum. orda burda dans ediyorum. ama sonra inanılmaz bir acıyla yatağa giriyorum. birleşmemiz adına yüzde 1 bile şans olmaması, o kararlılığı beni mahvediyor. hala. pazar günü sinemaya gitmeye planlamıştık onun yerine cuma günü terk ediliyorum. hem de arabada. yüzüme bakmadan söylemek daha kolay olacak diye düşündü sanırım. günlerdir ona neyin var? diye sorduğumda bu kadarını beklemiyordum açıkçası. bir insan nasıl ilişki yapamaz anlamıyorum? bi insanın karakteri nasıl sadece yalnızlıktan ibaret olur. onun böyle oldugunu bilerek başlayan eşşek benim aslında. onun bu 'ilişki' zımbırtılarıyla uğraşabilecek bi insan olmadıgını zaten biliyordum. benim gibi ilgi (çoğu zarar) isteyen, bi şeyler duymak isteyen(dogal olarak?) bir insan bu kadar ay nasıl dayandı bu ilişkiye hiçbir fikrim yok.. ama şimdi odama geldim. yatağa girdim. ve tek istediğim yine onunla yemek hazırlayıp 30 rock izlemek. ve ( aklımı uçuracak kadar: düşündüğümde bile mahvoluyorum ya siktir) yine gece eve sarhoş gelip saatlerce sevişmek. bravo. hayatımda ilk defa terk ediliyorum. ve nedeni ben değilim. 'its not you its me' durumunun gerçek oldugu nadir zamanlar. sağol harun. beni hergün seni güneş gözlüklerin ve 1.85 boyunla, o harika!!! vücudunla okulda görmeye mecbur bıraktıgın için. beni annenin yemeklerinden, tütün sarışını izlemekten, pazar kahvaltılarımızdan, köpükle sahilde yaptıgımız gezintilerden, 30 rocktan, hayatımdaki en en en lanet olsun en harika seksten mahrum bıraktığın için.

2 Nisan 2011 Cumartesi

Nisan'ın üçü.

yok lan. ben bi şey yapmamışım. :) sorun bende de değilmiş. niye öyle triplere girmişim ki ben.. yapılan tatsız bir şakayla bitecek bi şey değil ki o. neyin kafasına girmişsem işte.. neyse. midterm zamanı. yine kol gibi giren vizeler beni uykusuz bırakma telaşında. bak saat 3 oldu daha yeni bitti ranke, foucault okumaları. sıçtınız ağzıma yemin ediyorum. ne kastırmışsınız arkadaş. pes! neyse. my walking dictionary aka harun bence çabalıyor. dün gördüm yani bunu. pek uyuşmayan karakterlerimiz artık sorun olmasın diyorum. olmasın. bugun de çok eğlendim onunla. uyandık, ders çalıştık, yemeğe gittik, waffle yedik, konuştuk, güldük, arabada bağıra bağıra 'i staaaaaaaaaaaaaaaaay awaaaaaaaaaaaay!' şeklinde bağrınıp staley'e eşlik ettik. neyse midterm pisliğine bulaşıyorum 3 hafta düşünülecek başka şeyler de var. ama .. düşünmemek, düşündükçe gülümsememek elde değil.. ya.. bu adam nefis bi şey ya. inanılmaz tat veriyor.

2 Mart 2011 Çarşamba

videotape.

ben tamamen bir gerizekalıyım. ne zamanki huzurlu, mutlu ve geleceğe dönük bir yaşantım olur ben onu 3 ay geçmeden elime alır, tüm düzeni alt üst eder ve mahvederim. paramparça ederim. sonra da neden? diye sorarım. neden böylesin sen? neden bir şeylerin içine sıçmadan duramıyorsun. neden rahat ve mutluluk batıyor o güzel popona? neden? neden bin kez videotape dinleyip ağlıyorsun ki şimdi. house of cards durumu bu işte. öyle kırılgan öyle hassas ki. gözünü kırpmadan neden üflüyorsun kartlara? ağzına sıçayım senin pelin. ağzına sıçayım.

31 Aralık 2010 Cuma

Au revoir 2010 !

2010 hakkında ne söylebilirim ki.. 19 yıllık hayatımda böyle güzel geçen bir sene daha olmuş muydu? kesinlikle hayır.. hayal ettiğim her şeyi gerçekleştirdim bu sene. ihtiyacım olan, istediğim her şeye çoğunlukla sahip oldum. hastalıklı bir hayattan, düşüncelerden kendimi kurtarmayı başardım. hayli zor oldu benim için ama doğru olanı yapmanın verdiği hisse tutunarak bunu da atlatmış oldum. ilk final dönemini yaşamanın heyecanını hassiktir nasıl bitecek bu sınavlar şeklinde yaşıyorum. gerçekten boku yedim finaller için ama bunu yaşayabildiğim için bile memnunum.. en büyük takıntım the radio dept. i o iğrenç playlistine rağmen dinleme/izleme fırsatı buldum. güvenilir bi dost edindim 2010'da. ihtiyacım olan her an, her şekilde yanımda olan yavrucum, hem sınıf arkadaşım, her yurt arkadaşım, hem güzin abla modunda bir yavru..
ve harun. 2010u unutulmaz kılacak son şey oldu sanırım. satırlarca anlatmaya o kadar gerek yok ki. bana daha şimdiden kattıkları için, hayatı benimle büyük bir zevkle paylaştığı için, gösterdiği tüm saygı ve anlayış için minnettarım. aslında ben, onunla tanışmamı sağlayan tüm tesadüflere minnettarım. au revoir 2010.

''birini sevmeye kalkmak başlı başına bir iş, bir girişimdir. güç ister, yürek ister, körlük ister.. hatta başlangıçta öyle bir an vardır ki uçurumun üstünden sıçramak ister; düşünmeye kalkarsan aşamazsın onu..''

sartre/bulantı

11 Aralık 2010 Cumartesi

her şeyi yavaşça yoluna koyduğunu hissetmek çok iyi bir duyguymuş. unutmuşum. rahat kanepede nefis bir muzla beraber yeni demlenmiş çayını yudumlayıp, ayrı odalarda ödev kasmak da öyle. tabi karen o ile i got a date with the night burnin down my fingeeeeer şeklinde kafayı bulmak da nefis.

21 Kasım 2010 Pazar

GAPS!

insanın kendinden uzak kalması mümkün müdür? bir süre bile olsa kendinden uzaklaşmak.. geriye yaslanıp kendine uzaktan çok uzaktan bakmak.. ne oldugunun farkına varmak. ne istediğinin. neyi yapabileceğinin yani potansiyelinin?
peki ya belli midir. hayal kırıklıkların. umutların. heyecanların. pişmanlıkların. boşlukların. belli oluyor mudur başkaları görüyor mudur, hissediyor mudur hissettiklerini?
sadece senin yaşadığın kafa mıdır var olan. ben anlamıyorum. nasıl bu kadar aşk acısı oluyor, nasıl aynı acının bin tarifi oluyor? aşk başlığı altında mesela nasıl binlerce tanım oluyor. yok mudur bunun ortak bir yanı? ay ışığının altında, kocaman gökyüzünün altında sevdiğinle uzanıp sadece nefes almak bana göre aşk iken başkasına nasıl bomboş geliyor bunlar?

peki ya potansiyel ve farkındalık?
nerdeyse hergün girdiğim bi şey yapmama, yataga girip madmen izleyip kafası ne olacak? projeler ödevler yanı başımda dururken yapmak istediğim tonlarca şey varken her sabah nasıl o kararlılıkla kalkıp elimde bir hiçle yatağa geri dönüyorum?! e wtf yani. ne oldu tüm o planlar, double majorlar, isveççeler, vizeler, çeviriler bıdıbıdılar. öyle bir isteksizlik, öyle bir boşluk var ki tüm bedenimi ele geçiriyor. nerdeyse hergün. buraya getirdiğim kararlılığım günden güne kaybolacak diye deli gibi korkar oldum. acaba nasıl olacak, yapabilecek miyim ki diyip düşünmek.. :/


en azından farkındayım.

5 kilo verdiğimin farkındayım
yarınki sınavın kol gibi gireceğinin farkındayım
yetiştirilmesi gereken ödevlerin oldugunun
bad monkeys i bitirmem gerektiğinin
konsolosluk işlerini halletmem gerektiğinin
spora başlamam gerektiğimin(en çılgını)

gibi gibi.

travis dinlemeyi bırakıp biraz yürüyüş yapayım en iyisi. sonra da eve gideyim peynir yiyeyim