22 Nisan 2012 Pazar

We're simple minds.

aylar uzun zamanlar olmuş tembellik edip hiiç yazmamışım ya. nerden başlasam.. lukasla 1 aylık nefis bir iran turu yaptık. erasmusla Köln'e gidiyorum eylülde 1 seneliğine. farkında olmadan 2 milyar biriktirmişim. 2hafta sonra lukasla antalyada buluşup kamp yapacagız. (1buçuk aydır görüşmemiş olacagız o zamana kadar) haziranda almanyaya lukası ziyarete gideceğim 2 hafta belçikada plumla buluşacagım. lukasın ablasının düğününe davet edildim temmuzda yine almanya. nefisss bir elbise aldım çok heyecanlıyım! veeeeeeeeeee temmuz sonunda berlinden arkadaşlar ve lukasla karavan eşliğinde avrupa turu yapacagız hayvanlar gibi her yere ve ordan istanbula sürüp arabayı annemleri görüp karadeniz kıyılarında turlayıp gürcistana gideceğiz.. 1 buçuk ay falan sürer herhalde. allahım deli çıkıcam. hayat çok güzel! yarında deuter çantamı alacagım! aa bi de yılbaşı için fas'a yani morrrrrrrrrrrrakko :) ya gidiyoruz!! 30 derecede yüzeceğiz falans. bi de ben geçen kayakta kıçımı kırıyodum ya profesyonelliğime kanıp siyah bölgede kaydım. lukasın kucagında revirde açtım gözümü.. master için fransaya başvurucam galiba ya da almanya bakalım.. lukasın dünyanın 3 yerinde gerçekleştirmesi gereken stajları var.. ama dünyanın istediği herhangi bir yerinde yani.. çok kıskanıyorum yaa doktor sevgilimi.. afrikaya falan gidecek sanırım.. bi tane istanbulda yapar belki bi tane de master yapıcagım yerde yapsın hayvanlık yapmasın di mi? neyse its early to talk about it ya.. bu arada canım bianca'ma bikaç ay önce kavuştum! istanbula taşındı sonunda.. dün gece saat 6 ya kadar dans ettirdi bu bünyeyi.. kıçım acıyor ulaannn. her şey bi yana. çok şanslıyım.

10 Aralık 2011 Cumartesi

up2date

Simdi holy cafe`deyim cihangirdeki. Ve igrenc bir latte iciyorum. Neyse diyorum en azindan muzik guzel.. Canim Bianca`ylayim. 4 gunlugune Istanbula geldi bi is teklifi icin. benimle galatada kaliyor. oyle ozlemisim ki birbirimize doyamiyoruz bir turlu. simdi o da karsimda bi seyler karaliyor. kurt bir yonetmenin asistanlik teklifini aldi birazdan onunla bulusmaya gidecek.

hayat garip geliyor bu aralar.. kotu giden bir sey yok aslinda ufak tefek puruzler disinda aileyle. onlara pek zaman ayiramamamdan sikayetciler. aslinda haklilar. zamanin cogu okulda geciyor geri kalan zaman da lukas`la. ama bi sekilde ayarlicam. onlara da zaman ayirmam lazim. 2 haftada 1 goruyorum annemi kopuku falan. sanirim lukas gidene kadar her gunu degerlendirmeye calisiyorum onunla...

bu arada eylul`de Kölne gidiyorum erasmus icin.. 1 seneligine umarim.. berline gitmek istesem de lukasa yakin olmak icin kölnü secmis bulunuyorum. umarim sikilmam orada.. herkes berline gitmemi oneriyor.. köln cok kücük 8 den sonra hayat yok falan.. demeyin lan öyle =(

okul dersen sevgili blogger.. 3 bucuk ortalamami dusurucem sanirim bu dönem lukasla gezip durmaktan ötürü.
ocak ayindaki 3 haftalik tatil icin misira ya lübnan a gitmeyi düsünüyoruz.. iki uc hafta önce bir akdeniz turu yaptik cok güzeldi.. likya yolunda yürümek, yamac parasütü yapmak.. :)

tabi beni köpek isirdi.. düstüm bir sürü yara edindim falan o ayri..

neyse..

boyle bir yazi yarismasina katildim ama cok mesgul oldugum icin cidden sikko bir yazi verdim. bi sey cikacagini sanmiyorum bu sefer..

sen nasilsin blogger. keyfin sihhatin yerinde mi


küsse!


btw: almancam costu yaa acaip mutluyum ama okuldaki sinavdan ne hikmetse 70 aldim :(

12 Ağustos 2011 Cuma

12Ağustos

çok güzel bir sabah. rüzgarlı, soğuk, kapalı, yağmurlu. ortalamamı 3.50 yaptım. çift anadala başlıcam ingiliz dili ve edebiyatından.. erasmusa almanyaya gidicem.. para biriktiriyorum.. hala annemden 5 kuruş almadan yaşamanın verdiği harika hissi yaşayabiliyorum.. almanca öğreniyorum.. çok da iyi gidiyorum.. canım sevgilim gelince almanca konusabileceğiz yani. o burda yokken, ben onu beklerken almanca öğreniyorum, denize gidiyorum köpükle, arkadaşlarımla buluşuyorum barbekü falan yapıyoruz, başak bana Arafta dans dersi veriyo bayıla bayıla( dans edemiyorum çünkü!) radyoda obstacle 1 çalıyo, soğumuş kahvemi içiyorum. köpük'ü modaya götürücem oyun grubumuzla buluşmaya, sonra sevgili arkadaşımız Achim'le yemek yapıcaz terasta güzel bi akşam yemeği yicez.. böyle. bi de kilo vermem lazım ya. haaaaala dana gibi yiyorum. aha we are the people çalıyo. meheeyt.

ps: sevgiliyi beklemek, beklerken özlemek... o kadar güzel ki.

10 Ağustos 2011 Çarşamba

Hallo !

oha yazmayalı aylar olmuş. ben gittim tabi o gece dayanamayıp ve devam ettik bir kaç ay daha. ama sonu belli bi şeye devam etmek kadar insanı yoran, kahreden bir şey var mı acaba? neyse.. harun hayatımın en güzel dönemiydi. ama meğerse daha güzeli varmış? :) meğerse almanya'da beni bekliyormuş. meğerse steteskopuyla her gece kalbimi dinleyip yanımda uyumak için çok uzun süre beklemiş. meğerse ben onunla onun, nerdeyse 360 derecelik harika boğaz, galata manzaralı terasında elimde almanların çok sevdiği o nefis kokteyl etrafa bakınırken (daha önce tanışmış olmamıza rağmen) göz göze gelecekmişim. sanat, politika, edebiyat, tarih, aile hakkında 3 buçuk saat göz göze konuşup harunu onu bunu şunu tamamen unutacakmışım. ve o günden beri vücudumun her yerini saran bir huzur gelip beni bulacakmış. onun için almancayı 1 ayda hayvanlarrrr gibi öğrenecekmişim, onunla balkan turuna çıkacakmışım.. bana bazen mein schatz bazen yavrum diyişiyle ölümüne mutlu olacakmışım.

20 Nisan 2011 Çarşamba

DAY 5

5 gün oldu.
okulda daha hiç karşılaşmadım. sırf onu görmek için güzel sanatlarda salak salak dolandım bugun hem de tam yarım saat. yoktu.. 5 - 5 çeyrek gibi pencereden baktım çıkış saati oldugu için.. yoktu.. sia-i go to sleep dinledim. mahvetti bir kez daha. evine gidip konuşmak istiyorum. bence bi kez daha denemeliyiz. yani. tamam anlıyorum sen yapamıyorsun bu ilişki durumlarını, benim mutsuz oldugumu görüp sen de mutsuz oluyorsun, strese giriyorsun.. ama bi kez daha denesek olmaz mı.

bana ne zaman bi gerginlik olsa söylediği şeyi hatırlıyorum 'pelin.. huzur istiyorum ben. sadece huzur. seninle huzurlu olmak. basit bi şekilde'

farkına varmadan beklentiler içine girdim.. benim gibi duygu bombası, ilgiyi dokunmayı seven hatun . sırf o böyle şeyleri sevmiyor diye yatakta sarılamadan uyudum, her içimden geldiğinde ona sarılıp öpemedim.. o dışarı çıkmayı HİÇ sevmiyor diye onunla ne bi bara ne bi dolaşmaya vs gidebildim. sırf onu çok sevdiğim için kendim gibi davranamadım. ama öyle güzel bi şeye sahiptik ki.. yine onu istiyorum. sanırım ben yine o şekilde davranmaya razıyım.

bu gece mi gitmeliyim evine bunları söylemek için haftaya çarşamba dogumgününde mi.. bilmiyorum.. ama basit bi şekilde birlikte olmak istiyorum. alanis'in simple together da söylediği gibi. gerçi o i was sadly mistaken diye bitiyordu ama.. hassiktir ya.

19 Nisan 2011 Salı

oda arkadaşımdan geliyor:

barış mesaj atmış, sait de mesaj atmış...
of ya. çok tatlılar ya hepinizi seviyorum. tüm erkekler benim olsun!!!!

güldürdün lan beni. 6 saniye çıkıverdim depresyondan. yerim seni kızım .

of.

geleceğim, bekle dedi, gitti
ben beklemedim,
o da gelmedi
ölüm gibi bir sey oldu.
ama kimse ölmedi

özdemir asaf


17 Nisan 2011 Pazar

without you

ve bir ayrılıkla daha karşınızdayız..

üstelik bu sefer ben ayrılmadım. benden daha cesaretli çıkıp o benden ayrıldı.
3 gündür elime geçen, yakınıma gelen her şeyi içiyorum. orda burda dans ediyorum. ama sonra inanılmaz bir acıyla yatağa giriyorum. birleşmemiz adına yüzde 1 bile şans olmaması, o kararlılığı beni mahvediyor. hala. pazar günü sinemaya gitmeye planlamıştık onun yerine cuma günü terk ediliyorum. hem de arabada. yüzüme bakmadan söylemek daha kolay olacak diye düşündü sanırım. günlerdir ona neyin var? diye sorduğumda bu kadarını beklemiyordum açıkçası. bir insan nasıl ilişki yapamaz anlamıyorum? bi insanın karakteri nasıl sadece yalnızlıktan ibaret olur. onun böyle oldugunu bilerek başlayan eşşek benim aslında. onun bu 'ilişki' zımbırtılarıyla uğraşabilecek bi insan olmadıgını zaten biliyordum. benim gibi ilgi (çoğu zarar) isteyen, bi şeyler duymak isteyen(dogal olarak?) bir insan bu kadar ay nasıl dayandı bu ilişkiye hiçbir fikrim yok.. ama şimdi odama geldim. yatağa girdim. ve tek istediğim yine onunla yemek hazırlayıp 30 rock izlemek. ve ( aklımı uçuracak kadar: düşündüğümde bile mahvoluyorum ya siktir) yine gece eve sarhoş gelip saatlerce sevişmek. bravo. hayatımda ilk defa terk ediliyorum. ve nedeni ben değilim. 'its not you its me' durumunun gerçek oldugu nadir zamanlar. sağol harun. beni hergün seni güneş gözlüklerin ve 1.85 boyunla, o harika!!! vücudunla okulda görmeye mecbur bıraktıgın için. beni annenin yemeklerinden, tütün sarışını izlemekten, pazar kahvaltılarımızdan, köpükle sahilde yaptıgımız gezintilerden, 30 rocktan, hayatımdaki en en en lanet olsun en harika seksten mahrum bıraktığın için.

2 Nisan 2011 Cumartesi

Nisan'ın üçü.

yok lan. ben bi şey yapmamışım. :) sorun bende de değilmiş. niye öyle triplere girmişim ki ben.. yapılan tatsız bir şakayla bitecek bi şey değil ki o. neyin kafasına girmişsem işte.. neyse. midterm zamanı. yine kol gibi giren vizeler beni uykusuz bırakma telaşında. bak saat 3 oldu daha yeni bitti ranke, foucault okumaları. sıçtınız ağzıma yemin ediyorum. ne kastırmışsınız arkadaş. pes! neyse. my walking dictionary aka harun bence çabalıyor. dün gördüm yani bunu. pek uyuşmayan karakterlerimiz artık sorun olmasın diyorum. olmasın. bugun de çok eğlendim onunla. uyandık, ders çalıştık, yemeğe gittik, waffle yedik, konuştuk, güldük, arabada bağıra bağıra 'i staaaaaaaaaaaaaaaaay awaaaaaaaaaaaay!' şeklinde bağrınıp staley'e eşlik ettik. neyse midterm pisliğine bulaşıyorum 3 hafta düşünülecek başka şeyler de var. ama .. düşünmemek, düşündükçe gülümsememek elde değil.. ya.. bu adam nefis bi şey ya. inanılmaz tat veriyor.

2 Mart 2011 Çarşamba

videotape.

ben tamamen bir gerizekalıyım. ne zamanki huzurlu, mutlu ve geleceğe dönük bir yaşantım olur ben onu 3 ay geçmeden elime alır, tüm düzeni alt üst eder ve mahvederim. paramparça ederim. sonra da neden? diye sorarım. neden böylesin sen? neden bir şeylerin içine sıçmadan duramıyorsun. neden rahat ve mutluluk batıyor o güzel popona? neden? neden bin kez videotape dinleyip ağlıyorsun ki şimdi. house of cards durumu bu işte. öyle kırılgan öyle hassas ki. gözünü kırpmadan neden üflüyorsun kartlara? ağzına sıçayım senin pelin. ağzına sıçayım.

31 Aralık 2010 Cuma

Au revoir 2010 !

2010 hakkında ne söylebilirim ki.. 19 yıllık hayatımda böyle güzel geçen bir sene daha olmuş muydu? kesinlikle hayır.. hayal ettiğim her şeyi gerçekleştirdim bu sene. ihtiyacım olan, istediğim her şeye çoğunlukla sahip oldum. hastalıklı bir hayattan, düşüncelerden kendimi kurtarmayı başardım. hayli zor oldu benim için ama doğru olanı yapmanın verdiği hisse tutunarak bunu da atlatmış oldum. ilk final dönemini yaşamanın heyecanını hassiktir nasıl bitecek bu sınavlar şeklinde yaşıyorum. gerçekten boku yedim finaller için ama bunu yaşayabildiğim için bile memnunum.. en büyük takıntım the radio dept. i o iğrenç playlistine rağmen dinleme/izleme fırsatı buldum. güvenilir bi dost edindim 2010'da. ihtiyacım olan her an, her şekilde yanımda olan yavrucum, hem sınıf arkadaşım, her yurt arkadaşım, hem güzin abla modunda bir yavru..
ve harun. 2010u unutulmaz kılacak son şey oldu sanırım. satırlarca anlatmaya o kadar gerek yok ki. bana daha şimdiden kattıkları için, hayatı benimle büyük bir zevkle paylaştığı için, gösterdiği tüm saygı ve anlayış için minnettarım. aslında ben, onunla tanışmamı sağlayan tüm tesadüflere minnettarım. au revoir 2010.

''birini sevmeye kalkmak başlı başına bir iş, bir girişimdir. güç ister, yürek ister, körlük ister.. hatta başlangıçta öyle bir an vardır ki uçurumun üstünden sıçramak ister; düşünmeye kalkarsan aşamazsın onu..''

sartre/bulantı

11 Aralık 2010 Cumartesi

her şeyi yavaşça yoluna koyduğunu hissetmek çok iyi bir duyguymuş. unutmuşum. rahat kanepede nefis bir muzla beraber yeni demlenmiş çayını yudumlayıp, ayrı odalarda ödev kasmak da öyle. tabi karen o ile i got a date with the night burnin down my fingeeeeer şeklinde kafayı bulmak da nefis.

21 Kasım 2010 Pazar

GAPS!

insanın kendinden uzak kalması mümkün müdür? bir süre bile olsa kendinden uzaklaşmak.. geriye yaslanıp kendine uzaktan çok uzaktan bakmak.. ne oldugunun farkına varmak. ne istediğinin. neyi yapabileceğinin yani potansiyelinin?
peki ya belli midir. hayal kırıklıkların. umutların. heyecanların. pişmanlıkların. boşlukların. belli oluyor mudur başkaları görüyor mudur, hissediyor mudur hissettiklerini?
sadece senin yaşadığın kafa mıdır var olan. ben anlamıyorum. nasıl bu kadar aşk acısı oluyor, nasıl aynı acının bin tarifi oluyor? aşk başlığı altında mesela nasıl binlerce tanım oluyor. yok mudur bunun ortak bir yanı? ay ışığının altında, kocaman gökyüzünün altında sevdiğinle uzanıp sadece nefes almak bana göre aşk iken başkasına nasıl bomboş geliyor bunlar?

peki ya potansiyel ve farkındalık?
nerdeyse hergün girdiğim bi şey yapmama, yataga girip madmen izleyip kafası ne olacak? projeler ödevler yanı başımda dururken yapmak istediğim tonlarca şey varken her sabah nasıl o kararlılıkla kalkıp elimde bir hiçle yatağa geri dönüyorum?! e wtf yani. ne oldu tüm o planlar, double majorlar, isveççeler, vizeler, çeviriler bıdıbıdılar. öyle bir isteksizlik, öyle bir boşluk var ki tüm bedenimi ele geçiriyor. nerdeyse hergün. buraya getirdiğim kararlılığım günden güne kaybolacak diye deli gibi korkar oldum. acaba nasıl olacak, yapabilecek miyim ki diyip düşünmek.. :/


en azından farkındayım.

5 kilo verdiğimin farkındayım
yarınki sınavın kol gibi gireceğinin farkındayım
yetiştirilmesi gereken ödevlerin oldugunun
bad monkeys i bitirmem gerektiğinin
konsolosluk işlerini halletmem gerektiğinin
spora başlamam gerektiğimin(en çılgını)

gibi gibi.

travis dinlemeyi bırakıp biraz yürüyüş yapayım en iyisi. sonra da eve gideyim peynir yiyeyim

17 Ağustos 2010 Salı

odd feelings are grawing me.

every/each break up comes with a huge, enormous stomachache.
and you think it will take a long long time.
as indeed it does sometimes.

you know
days becomes aimless
you just dont know what to do
you eat alot
smoke alot
read alot
drink alot
think alot


about what?
mostly nothing.


just why?
where is he/she?
what is he/she is up to?
is he/she happy?
really?

without me?


each relationship and each break up
makes you or turns you one of the greatest philosopher ever.
you can feel that you know everything about everything.

but clealy you dont.


odd feelings are just grawing me.


i’m dying here and you keep walking ?!


+

"Sometimes I lay awake at night and wonder 'Why am I here?', then a voice answers 'Why? Where do you want to be?'" - Charlie Brown

3 Ağustos 2010 Salı

bence blöög..

geçen sene 'mimar sinan olmazsa olmaz olm yok' triplerimle, '1 sene yani nolcek sonuçta allamyareppim' triplerim birleşince bu sene mis gibim %100 burslar geldi pır pır heyecanlanır oldum.. şimdi mimar sinan ya da istanbul universitesini tercih listesine bile koymuyorum. kontenjan bana yamuk yapmazsa hayırlısıyla yurtdaki odama yatagın başına eskimiş velvet underground posterimi asacağımdır. e banyoya'da bi strokes gider o zaman di mi?

bu arada tüm adaları gezmek farz oldu sanırım.. heybeliada kadar güzel, şirincik bir ada daha var mı bilmiyorum ama sırt çantasına 92 faktör güneş kremini, peaches plaj havlusunu, dalış gözlüğünü ve tabiki de vanilyalı pıtırlı jelimi koyup her buldugum yerde denize girip deb'in bana verdiği kitapları bitirme taraftarıyım..

annem canım nasıl umutlandı ya koç'u da yazalım mı pelin ne dersin hi? şeklinde her yerde peşimde dedim yazalım minnoşum yazalım seni mi kıracağım yahu! ben ki bilgiye aman siktir et mantıgıyla yaklaşan insancık e hadi onu da yazalım dedim ama tamamen kan emici grubuna addledik bu ikisini.. kampüste nefes alsak para alcaklar, bi bok karşıladıkları da yok nasıl yüzde yüz burstur bu pınar kür diye yakasına yapışasım geliyor! işte o yüzden her şeyin 'pakete' dahil oldukları üzerine para verdikleri canım 7 tepeyi yukarlara yazmış bulunmaktayım canım minnoşum koç'u yazsak ne fark edecek? 15 milyardan başlayan bursun kapsamadıgı yurt parasını ödemek konusunda sorun olmayacaksa yazalım yani.. işte böyle bakınca kapsadıgı tüm olanakları düşününce canım 7 tepe diyorum..

kime söylesem ' ayyy çok kötü çok!' diyor. ne kötü olan ya ne yani diye sorunca da yani zengin piçleri, o insanlar vs diyor.. bak güzel insan, bak önyargıların kralı, bak zeka küpü birey aylardır eğitim kadrosundan giriyorum, çift anadaldan çıkıyorum, kampüsten başlayıp hocalarla tanışıyorum ve bana kalkmış sikimsonik insan manzaralarını baz alıp ayy çok kötüüüüğ gibi çok yüzeysel tepkilerle geliyorsun..

gelme.

ben ortam yapma kafasında mıyım değilim? hayır.
ben insan seven biri miyim? hayır.

ben sırf istediğimi almak için 1 sene daha çalışmış ve bu uğurda derece yapıp her detayı iyice düşünmüş bir pelin'im.

kalkıp bana e aysun kayacı da o okulda di mi deme. deme yahu !

6 Mayıs 2010 Perşembe

Cat power- don't explain insani mahveden bir gucu yok mu?

25 Nisan 2010 Pazar

benim canım kızım





plus(+)

http://www.stefanogiovannini.com/portfolios/


belle.

29 Mart 2010 Pazartesi

aylardır La Ritournelle dinlemeden geçen bir günüm yok.


-i drift in your eyes since i love you.



1 Mart 2010 Pazartesi

: my life without me

belki de izlediğim en düşük bütçeli filmlerden biriydi.

karavanda yaşayan 23 yaşındaki ann kocası dan ve kızları patsy and patty'nin yaklaşık 1 aylık yaşamları.

belki de tüm klişeleri barındırıyordu bu film:

kanserli annenin öleceğini herkesten saklaması, kocası için yan komşusu olan ann'ı ayartma çabaları, kızlarının 18 yaşına gelene kadar her dogumgunu için kaset doldurması, ann'in annesiyle kötü olan ilişkisi, senelerdir görmediği babasını hapishanede ziyarete gitmesi, ölmeden önce yapacaklarıyla ilgili bir defter tutması, sadece yapmış olmak için kocasını aldatması ve planlamadığı şekilde o adama aşık olması, ''ama anlıyorum o senin kocan geyikleri'' etc.

başroldeki kadının sesi bile filmi izlenilmez kılıyordu benim için.

ama sanırım 2 saatimi filmi izlemeye ayırmamdaki neden de buydu.

benzerlikler
sıradanlıklar
olabiliteler
nirvana'nın son konserinde tanışan dan ve ann
17 yaşında hamile kalması 19'un da bir kez daha
küçük güzel 2 kız
pembe boncuklu perdesiyle arka bahçedeki bir karavan.

26 Şubat 2010 Cuma

deli gibi ton balıklı, naneli, mısırlı, nar ekşili salatamı yanında 1 litrelik kolayı bitirme çabaları gayet iyi gidiyor. nip tak sezon bitimine 2 epi. kaldı. uyku adına bir halt kalmadı. ben de the radio dept.'e sardım. uzun zamandır dinlememek ha bire delay hep delay biraz daha delay yapa yapa zevki olabilecek en fazla şekilde alıyorum. yep. i can feeeeeel it !

merak ediyorum:

ne diyebilirim?
ne yapabilirim?

stephen king kitaplarını artık bırakamıyorum. bağımlılık oldu sanırım. sayfa sayfa e hadii bitsin bu sayfada ne oluyor ögrensek tadında okumanın pençesine düştüm. iki kuleyle başlayan bu garip bağımlılık seri bitince ne yapacak bebeğim? tell me.


ps: pet grief mükemmel değil de ne?! loop loop olalı..